KISSADAN HİSSE
 

BERBER VE MÜŞTERİ
Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal tıraşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı...
Berber: " Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah'ın varlığına inanmıyorum."
Adam: " Peki neden böyle diyorsun?"
Berber: " Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terkedilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimseye acı çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum..."
Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkânına geri döndü.
Adam: " Biliyor musun ne var, bence berber diye bir şey yok" Berber: " Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim."Adam: " Hayır, yok. Çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı."
Berber: " Hımm... Berber diye bir şey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?"
Adam: " Kesinlikle doğru! Püf noktası da bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni…

                                    ŞOFÖR VE PATRONU 
Cami kapısından geçerken ezanın okunduğunu duyan şoför, geriye dönüp patronundan izin ister:
- Beyefendi izin verseniz de ezan okunmuşken şuracıkta namazımı kılıversem de devam etsek? der.
Patron, pek de memnun olmazsa da izin verir. Şoför camiye girer, patron da arabanın içinde bekler. Ancak cemaat namazını kılıp çıktığı halde şoför çıkmayınca cani sıkılan patron, arabadan inip caminin avlusuna dalar, pencere camına abanarak ta içeriye bakar ki, şoför ellerini açmış duaya devam ediyor.
Cami tıklatarak seslenir:
- Herkes çıktı ne duruyorsun, sen de çıksana!
Cevap ibretli:
- Bırakmıyor!
- Kim bırakmıyor?
- Sizi içeriye bırakmayan!..
Bir düşünce alır patronu.
- Sizi içeriye bırakmayan!..
Hemen orada abdestini alır camiye girer ve yanına vardığı şoföre seslenir:
- İşte, der beni de bıraktı içeriye!
Yaşlı gözlerle bakan şoför söylenir:
- Elbette bırakır, der. Deminden beri boşuna mi gözyaşlarıyla dua ediyorum
sanıyorsunuz. Sizin dışarıda kalmanıza gönlüm bir türlü razı olmadı, ellerimi açıp içeriye alınmanız için dua ettim. Şükürler olsun ki, Rabbim kabul etti duamı da içeriye aldı, dışarıda bırakmadı

Erkekler Eşlerinden Neler Bekliyor 
1- Kendileri ile nikahlanmanız İslami açıdan meşru olan erkeklerle zaruret olmaksızın, meşru olmamanızı ve laubai davranmamanızı istiyor.
2- Kendisine karşı giyiminize dikkat ederek, dağınık bir durumda olmamanızı, düzenli ve cazibeli olmanızı istiyor.
3- Kendinizin, hayatınızdaki yerinin önemini zaman zaman ifade etmenizi, bunu hareketlerinizle de hissettirmenizi istiyor.
4- Onda görmek istediğiniz ve görmek istemediğiniz hasletlerin eksikliğini hissettirerek ve aşağılayarak değil de, saygılı bir şekilde ifade etmenizi istiyor.
5- Onu ruhen destekleyerek ve kendisine
itimat ettiğinizi, güvendiğinizi hissettirecek tarzda, riyaya kaçmadan takdir edici sözler söylemenizi istiyor.
6- Kendilerinin eksik ve hatalı olan yön ve davranışlarını akrabalarınızda dahil olmak üzere başkalarının yarunda dile getirerek küçük düşürücü söz ve tavırlarda (Yanında ve gıyabında da olsa) bulunmamanızı istiyor.
7- Yabancı erkeklerin güzel hasletlerini eşinizi kıskandıracak şekilde ve onu aşağılayacak şekilde (Yalnızken de olsa) dile getirmemenizi istiyor.
8- Eşiniz eve geldiğinde, onu mümkün olduğu kadar kapıda ve güler yüzle, aynı zamanda temiz ve düzenli karşılamanızı, hal ve hatırını sorarak ilgilendiğinizi hissettirmenizi istiyor.
9- Arada sırada ufak da olsa hediye alarak gönlünü hoş etmenizi istiyor.
10- Kendi ana-baba ve akrabalarınıza göstermesini istediğiniz saygı kadar, onun da ana-baba ve akrabalarına hürmetkar davranmanızı istiyor.
11- Ev işleriniz ne kadar yoğun olursa olsun, kendisine zaman ayırmanızı istiyor.
12- Zaruret olmadığı hallerde, eşiniz evde iken onu bırakarak komşuya veya herhangi bir yere gezmeye gitmemenizi istiyor.
13- Mühim olmayan kusurlarını görmemezlikten gelerek affetmenizi istiyor.
14- Eşinizin hatalarını anarken, kendinizin de kusursuz olmadığını düşünmenizi, objektif olmanızı istiyor.
15- Ondan gizli işler yapmamanızı, yaptığınız işlerde ve herhangi bir yere gideceğiniz zaman kendisiyle mutlaka istişare etmenizi istiyor.
16- Kendisine asla çirkin, beceriksiz, pısırık ve benzeri hareketlerle birlikte, kendisine onu sevmediğinizi söylememenizi istiyor.
17- Başkalarının yanında olduğu gibi çocuklarınızın yanında da kendisini küçük düşürecek şekilde kendisini azarlamamanızı istiyor.
18- Onu çevrenize şikayet etmemenizi, aile sırlarınızın mahremiyetini hiçbir şekilde ihlal etmemenizi, kimseye açmamanızı istiyor.
19- Şayet arada sırada huysuzluktan olursa, anlayış ve sabır göstererek düzelmesine yardıma olmanızı istiyor.
20- Size ve yavrularınıza bir istikbal ve helal yoldan rızık kazanabilmesi için vermiş olduğu uğraşın zorluğunu anlamanızı, bu durumu takdir ve anlayışla karşılamanızı istiyor.
21- Yersiz kıskançlıklarla huzurunuzu bozmamanızı istiyor.
22- Hayat müşterektir diyerek, akşama kadar çalışmış ve eve yorgun-argın gelmiş olan eşinize evde de (zaruri hallerin dışında) angarya işler (bulaşık, çamaşır, yemek yapmak vb.) yapmaya zorlamamanızı istiyor.
23- Özel (mahrem) hayatınızdaki taleplerinizde onun ruh halini, yorgunluğunu, rahatsızlığını veya arzulu durumlarını da göz önünde bulundurarak onu günahlardan koruyacak hassasiyeti ve fedakarlığı kendisinden esirgememenizi istiyor.
24- Ailenin ve İslam toplumunun temeli olan aile yapısını her türlü fitne unsurlarından, şüphelere ve dedikodulara neden olacak hal ve davranışlardan korumanızı istiyor.
25- Aile bahçesinin çiçekleri olan çocukların ruhi ve kültürel alandaki yetişme ve olgunlaşma hususunda üzerine düşen eğitmenlik görevini ciddi ve fedakar bir şekilde yerine getirmenizi istiyor.
26- O size, günah olan ve hayatın diğer zorluklarından sizi korumak zorunda olduğunun bilinciyle hareket ederek, sizin de kendisi için bir libas olduğunuzu düşünüp kendisine bu hususlarda yardıma olmanızı istiyor.
27- Eşiniz sizinle macera yaşamak veya evcilik oynamak değil, ahirete uzanacak bir hayat için evlenmiştir.
28- Eşiniz sizden, onu bu imtihan dünyasında kendinizle dini mücadelesi arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya bırakmamanızı istiyor.
29- Müslüman fert, aile ve toplumun temel görevlerinden olan İslam'ın anlaşılması, yaşanılması ve topluma hakim kılınması hususundaki görevlerini yerine getirmeye çalışırken, zaman zaman sizi ve evi ihmal etmesi halinde ona anlayış göstermenizi, hatta eğer mümkünse bu çalışmada kendisine bizzat destek olmanızı istiyor.
30- Eşiniz, "Eşim bana cariye olmalı ki; ben de ona köle olayım. O bana yer olmalı ki; bende ona gök olayım." diyor.
31- Eşiniz, "İş stresi gereği eve asık suratla dönmüş olabilirim, ama ben eşimden somurtkan bir çehre istemem." diyor.
32- Eşiniz, "Dünyada yaşıyoruz, sosyal hayat çok bozuk, problemler elbette olacaktır, yeterki büyütülmesin" diyor.
33- Eşiniz, "Saygı, sevgiyi besler ve genişletir. Saygıdan mahrum bir sevginin ölü olduğunun unutulmamasını" istiyor.
34- Eşiniz, "Eşimin asla yapmaması gereken şey, benimle sinir harbi başlatıp, galip çıkmaya çalışmasıdır" diyor.
35- Eşiniz, "Benim anlattıklarımı dinler gibi görünüp, kafasında kendi söyleyeceği cümleleri kuran bir eş fevkalade sinir bozucudur." diyor.
36- Eşiniz, "Az, öz ve yerinde konuşabilen kadın, Allah'ın en büyük nimetlerinden birisidir." diyor.
37- Eşiniz, "Bir kocayı en sinirlendiren ve huzursuz eden şey, eşinin avukat gibi dakikalarca kafa şişirmesidir." diyor.
38- Kaldı ki; Psikologlar, aile reisinin iş dönüşü tenha ve kimsenin etkilenmiyeceği bir yerde açık alana doğru 3-5 defa bağırmasını, deşarz olup beyin ve ruh dengesini koruması açısından gerekli görüyorlar.
39- İnatçılıkta ısrar eden ve bunu alışkanlık haline getiren, dediğinin olmasından başka bütün yollan kapayan bir kadına tahammülüm zordur.
40- Kendi durumundan daha iyi olanları sık sık gündeme getirip, içinde bulunduğu nimetlere şükürsüzlük eden kadın, kocasını çileden çıkartandır.
41- Şu söz hiç unutulmamalı; "Güzele kırk günde doyulur, güzel huyluya kırk yılda doyulmaz. Yüzü güzelden usanılır, huyu güzelden usanılmaz. 

KİMSENİN GÖRMEDİĞİ YER

     Eski zamanda bir hoca, talebelerinden birini, çalışkanlığından, zeka ve anlayışından dolayı diğerlerinden daha çok seviyor ve takdir ediyordu Hocanın bu sevgi ve takdiri diğer öğrenciler tarafından biliniyor ve için için kıskanılıyordu "Hoca neden yalnız bu arkadaşa ilgi ve yakınlık gösteriyor, aramızdaki tek zeki ve çalışkan o mu?" şeklinde laflar ediyorlardı Hoca da onların bu tür düşüncelerinin farkındaydı Hoca efendi bir gün derse gelirken yanında öğrencilerinin sayısınca kuş getirdi Her öğrenciye bunlardan bir tane vererek, "Haydi yavrularım, bu kuşları hiç kimsenin görmediği bir yerde kesin getirin, ama dikkat edin hiç kimse görmesin haa!" dedi Bunun üzerine talebeler sağa sola dağıldılar Bir müddet sonra da kuşları kesip kanlarını akıta akıta dönmeye başladılar Kimileri övünüyordu: "Ben falan yerde kestim, hiç kimse görmedi" gibi Hoca da böyle övünenlere bir "aferin" çekiyordu Biraz sonra bütün öğrenciler kuşları kesmiş olarak döndüler En sonra Hocanın sevdiği öğrenci geldi, üstelik kuşu da kesmemişti Hoca sordu:

- Oğlum, kuşu niçin kesmedin, bak arkadaşlarının hepsi kestiler, yoksa kimsenin göremeyeceği biryer bulamadın mı?

- Evet hocam, insanların göremeyeceği yer ben de bulabilirdim, ama Allah'ın görmeyeceği yer bulamadım O nedenle kuşu kesmeden döndüm

Bu cevap diğer öğrencilerin akıllarını başlarına getirdi Yaptıkları dikkatsizliği anladılar Hepsi biliyordu Allah'ın göremeyeceği yer olmadığını, ama önemli olan onu düşünebilmekti Bundan sonra arkadaşlarının farkını anlayıp hocalarının ona ilgisine hak verdiler

Mutsuz kral

 


 
Bundan çok uzun zaman önce mutsuz bir kral varmış. Ne yapsa, ne etse mutlu olamıyormuş. 
Derken ülkenin en bilge kişisini huzuruna çağırtıp mutluluğun formülünü sormuş. Bilge:
 Kral hazretleri! Mutsuzluktan kurtulmanın tek  yolu, mutlu bir adamın gömleğini giymektir.demiş. 
Kralın adamları aramışlar, taramışlar; fakat mutlu birine rastlamamışlar. Kimileri eşinden, kimileri yoksulluktan, kimileri de soğuktan yakınıyormuş. Çaresiz saraya dönmeye karar vermişler. 
O sırada bir evin önünden geçiyorlarmış. İçeriden birinin şöyle dua ettiğini duymuşlar: 
Tanrım, sana şükürler olsun. Bugüne dek ne istedimse verdin. Ben mutlu olmayayım da kim mutlun olsun? 
Bunun üzerine hemen içeri dalmışlar. Fakat içeri girince bir de ne görsünler, adamın sırtında bir gömlek bile yok. 
Hepiniz belki de kral gibi mutluluk gömleğinin nerede olduğunu soruyorsunuz, öyle değil mi? Belki de çıplak bir adamın sırtındadır, kim bilir!

Kayıkçının küreği

 

 
Bir kayıkçı varmış. İşi, yolcuları kayığı ile nehrin bir tarafından diğer tarafına geçirmekmiş.
Adamın kayığının küreklerinin birinde inanç diğerinde çalışmak yazıyormuş. 
Bu sözleri küreklere niçin yazdığını soranlara: 
Nehirden geçmek için her iki küreğe de ihtiyacım var. Çalışmaksızın inanç, inanç olmadan da çalışmak bir işe yaramaz. Bunlardan birinin eksikliği tek kürekle kayığı yürütmeye çalışmak gibidir. O da kendi etrafında döner. Hedefe asla ulaşamaz. Başarıya ulaşmak için bunların ikisine de ihtiyacımız vardır. Yoksa olduğumuz yerde döner dururuz. Hedefe bir türlü ulaşmayız. demiş.

Kör, yoksul, topal

 

 
Bir kör, bir yoksul bir de topal beraber çölde yolculuk yapıyorlarmış. 
Yorulmuşlar. Çok da susamışlar. Sonunda küçük bir vaha bulmuşlar. Kendilerini serin sulara bırakmışlar. Doya doya içmişler. Karınları da doyunca suyun kenarındaki ağaçlardan birinin altında uykuya dalmışlar. 
Bir süre sonra uykudan uyanan kör ayağa kalkmış. Elini alnına koymuş, ufku süzmeye başlamış ve avazı çıktığı kadar bağırarak : 
Birileri geliyor galiba!  
demiş. Körün bağırmasıyla kendine gelen yoksul:
 Galiba bizi soyacaklar!
demiş. 
Bütün bunları duyan topal ise tası tarağı toplayıp:
Hadi hemen kaçalım...
demiş.

Kral acıkmış
Bir kral, halkının ne durumda olduğunu görmek için kıyafet değiştirerek ülkesini dolaşmaya başlar.
Yolu bir köye düşer. Mütevazı bir handa geceler. Yemek olarak getirilen dört yumurtayla karnını doyurur. Hesabı sorunca da kendisinden 10 altın istenir.
Aman!
der kral,
Burada yumurta kıtlığı mı var?
Açıkgöz han sahibi taşı gediğine koyar:Hayır, ekselansları, yumurta boldur; ama kral kıtlığı var...

 
  TOPLAM 37212 ziyaretçi devecilerkoyu.tr.gg

Google
 
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=